24 Mayıs 2026 tarihinde, Ortadoğu’daki askeri çatışmaların ardından ABD-İran ilişkilerinin belirsizliği sürerken, küresel ticaret ve enerji yollarında yaşanan sorunlar gelişmekte olan ülkeleri zor durumda bıraktı. Savaşın getirdiği yüksek enerji maliyetleri, bozulmuş tedarik zincirleri ve gübre sevkiyatlarının durması, 27 ülkenin ekonomik çöküş eşiğine gelmesine sebep oldu. Bu ülkeler, acil finansman sağlamak amacıyla Dünya Bankası’na başvuruda bulundu. Medyaya sızan gizli bir belge, uluslararası finans arenasında dengelerin değiştiğini ve ülkelerin acı reçeteler sunan IMF yerine daha esnek bir yapıya sahip olan Dünya Bankası fonlarına yöneldiğini ortaya koydu.
Gece yarısı sızan belgelere göre, küresel krizin derinleştiği 28 Şubat tarihinden bu yana 3 ülke, yeni acil finansman araçlarını başarıyla onaylayarak kaynaklarını artırdı. Diğer 24 ülke ise bürokratik süreçleri tamamlamak için acele ediyor. Başvuran 27 ülke, kriz dönemlerinde hızlı likidite sağlamak için tasarlanmış özel acil finansman olanaklarına sahip 101 ülkenin oluşturduğu geniş bir bloğun parçası. Liste, Dünya Bankası’nın “Hızlı Müdahale Seçeneği”ne kayıtlı 54 ülkeyi içeriyor. Bu mekanizma, krizle karşılaşan ülkelerin mevcut kullanılmamış proje bakiyelerinin yüzde 10’una kadar olan kısmını hemen nakde çevirerek acil ihtiyaçlarını karşılamalarına olanak tanıyor.
Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, geçen ay yaptığı kapalı toplantıda kriz araçlarının etkisini duyurdu. Banga, acil durum araçları sayesinde ülkelerin başlangıçta 20 ila 25 milyar dolar arasında sıcak paraya ulaşabileceğini, 6 aylık süreçte ise toplamda 60 milyar dolara kadar büyük bir kaynak sağlayabileceklerini ifade etti.
Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva ise yakın zamanda yaptığı bir açıklamada, küresel kriz nedeniyle bir düzine ülkenin 20 ila 50 milyar dolar arasında kısa vadeli acil yardım talebinde bulunmasını beklediklerini aktardı. Ancak, dikkat çekici bir durum söz konusu; şu ana kadar IMF kayıtlarına neredeyse hiç resmi talep gelmedi. Ülkeler, IMF karşısında “bekle ve gör” yaklaşımını benimsedi. Finans analistleri, bu durumu şu şekilde yorumluyor: “Ülkeler, Dünya Bankası’nın sunduğu olanakları, IMF müzakerelerine tercih ediyor. Çünkü standart IMF programları, halkı sokağa döken, ekonomiyi daraltan katı mali kemer sıkma politikaları, ek vergiler ve ağır şartlar içeriyor. Savaş ortamında hiçbir hükümet, siyasi intihar anlamına gelen bu koşulları kabul etmek istemiyor.”
Dünya Bankası’na acil fon talebinde bulunan ilk ülkeler Kenya ve Irak oldu. Her iki ülkeden gelen açıklamalar, savaşın yerel ekonomilere etkisini gözler önüne seriyor. Kenya, artan ve kontrol edilemeyen yerel yakıt fiyatlarını sübvanse etmek ve halk isyanlarını önlemek için hızlı mali destek talep etti. Irak ise, deniz ihracat hatlarının ve Hürmüz Boğazı’nın savaş nedeniyle kapanması sonucu deniz yoluyla yaptığı petrol ihracatının aksaması nedeniyle bütçesinin önemli bir kaynağı olan petrol gelirlerinde yaşanan kesintiyi Dünya Bankası’ndan gelecek sıcak parayla telafi etmeyi planlıyor.
