Bağ-Kur tescil sorunu, birçok vatandaş için adeta bir kabusa dönüşmüş durumda. Eğer bir ülkede devlet, vatandaşını yalnızca vergi öderken hatırlıyorsa, o ülkede sosyal güvenlik sisteminin aksaklıkları ve eksiklikleri söz konusu demektir. Bağ-Kur tescil meselesi de tam olarak bu çelişkinin bir yansımasıdır. Yıllarca resmi kayıtlarda var olan bireyler, emeklilik zamanı geldiğinde bir anda “yok” sayılabiliyor. Bugün, binlerce esnaf, çiftçi ve kendi hesabına çalışan vatandaş, işlerini yapmış, vergilerini ödemiş, meslek odalarına kaydolmuş olsalar da sosyal güvenlik sistemine dahil edilmedikleri iddiasıyla karşı karşıya kalıyor. Gerçek şu ki, kayıt var ama hak yok.
Sorunun temelinde geçmişe dönük bir göz ardı durumu yatıyor. Özellikle 2008 yılından önceki süreçte, farklı kurumların elindeki veriler birbirini desteklerken, sosyal güvenlik açısından bu sürelerin yok sayılması, yılların emeğinin tek bir idari hata ile silinmesi anlamına geliyor. Sahaya indiğinizde, “Devlet beni tanıdı ama sigortamı tanımadı” diyen insanların sayısının her geçen gün arttığı görülüyor. Bu durum, teknik bir eksiklikten çok, doğrudan bir hak kaybı meselesidir. Burada vatandaşın bir eksikliği değil, sistemin ihmali söz konusudur. Bireyler üzerlerine düşeni yapmışken, devlet, kendi kurumları arasındaki uyumsuzluğu vatandaşa yüklemiş durumda.
Çözüm ise aslında oldukça basit. Resmi kaydı bulunan herkes için bu sürelerin sigortalılık kapsamında değerlendirilmesi ve geriye dönük borçlanma imkânı tanınması yeterli olacaktır. Yani burada yeni bir hak vermek değil, var olan hakların iade edilmesi söz konusudur. Ancak bugüne kadar bu konuda ortaya konan irade, sorunun ciddiyetiyle örtüşmemektedir. Yapılan açıklamalar ve oluşturulan beklentilere rağmen somut bir adım atılmamış olması, vatandaşlarda “unutulmuşuz” hissini derinleştirmiştir.
Asıl sorulması gereken şu: Devletin farklı kurumları, aynı vatandaşı neden farklı şekillerde tanımlıyor? Bu soruya verilecek net bir yanıt olmadan, sosyal güvenlik sistemine olan güvenin yeniden inşa edilmesi mümkün değildir. Çünkü güven, tutarlılıkla tesis edilir. Bağ-Kur tescil sorunu artık sadece bireysel değil, toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Çözüm süreci ertelendikçe mağduriyetler artmakta ve sistemle vatandaş arasındaki bağ zayıflamaktadır. Atılması gereken adım nettir: Geçmişteki kayıtlar dikkate alınmalı, kaybolan yıllar geri verilmelidir. Bu meselenin köklü bir şekilde çözülmesi gerekmektedir. Çünkü her geçen gün, vatandaşın hayatından çalınan yeni bir zamandır. Adalet, yalnızca bugünü düzenlemekle kalmamalı, aynı zamanda geçmişte yapılan hataları da düzeltmelidir.