Tavşan Adası’ndaki biyoçeşitlilik değişimine yakın takip

CUMHURBAŞKANLIĞI kararıyla Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) ilan edilen Tavşan Adası’nda İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Bilimleri Fakültesi’ndeki bilim insanları araştırmalarını sürdürüyor. Haziran ayında başlayan ve 1 yıl sürmesi planlanan çalışmayla ilgili İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar bilgi verdi. Prof. Dr. Okyar, “Amaçlarımızdan bir tanesi hem ekosistemdeki değişimi gözlemlemek hem de müsilajı oluşturan türlerin denizlerimizde var olduğunu biliyoruz. Bunlar bazı ekolojik faktörlere bağlı olarak bazı baskılar altında müsilajı oluşturan türler, fitoplanktonik türler. Bakteriyel aktivite de işin içine giriyor. Bu türleri takip ederek aynı zamanda da müsilajın oluşmasına katkı verebilecek türleri takip ederek artış, azalış, müsilaja ve devamında besin zincirinde olan etkilerini ortaya koymak adına yapmış olduğumuz bir proje.” diye konuştu.

“BAKTERİYEL AKTİVİTE DE İŞİN İÇİNE GİRİYOR”

Cumhurbaşkanlığı kararıyla bir süre önce Marmara Denizi ve Adalar özel çevre koruma bölgesi ilan edildi. Bu koruma bölgesi sınırları içinde yer alan Tavşan Adası’nda ise, İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi tarafından 1 yıl boyunca araştırma yapılacak. Çalışmalar, İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesine ait ‘Yunus-S’ gemisiyle yürütülüyor. Çalışmada, müsilaja neden olan etkenlerin ve biyoçeşitliliğin gözlemleneceğini belirten İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar, “Tavşan Adası Cumhurbaşkanlığı kararıyla kesin korunacak bölge ilan edildi. Aslında Marmara Denizi çok uzun yıllardan beri pek çok sorunla mücadele ediyordu. Kirlilik, deniz anası artışları, aşırı balık avcılığı, denizdeki kızıla dönme durumları. Fakat en sonunda müsilaj olmasıyla birlikte, biz ekolojik bir felaket olarak isimlendiriyoruz bu olayı. Cumhurbaşkanlığı kararıyla Marmara Denizi ve Adalar bölgesi koruma bölgesi ilan edildi. Akabinde de Tavşan Adası kesin korunacak bölge ilan edildi. Doğal olarak bu bölgenin kesin koruma bölge ilan edilmesinde bütün bu saydığımız faktörlerin dışında, bu adanın etrafında ekolojik sistem için son derece önemli dünyada da nadir görülen mercan türlerinin bulunması. Doğal olarak bu konuyla ilgili pek çok bilimsel çalışmalar da yapılıyordu. Bu hassas türlerin korunması adına da böyle bir karar alındı. Biz de hem adanın koruma bölgesi ilan edilmesi sebebiyle hem de biyoçeşitliliğindeki değişimi gözlemlemek adına böyle bir proje başlatalım dedik. Amaçlarımızdan bir tanesi hem ekosistemdeki değişimi gözlemlemek hem de müsilajı oluşturan türlerin denizlerimizde var olduğunu biliyoruz. Bunlar bazı ekolojik faktörlere bağlı olarak bazı baskılar altında müsilajı oluşturan türler, fitoplanktonik türler. Bakteriyel aktivite de işin içine giriyor. Bu türleri takip ederek aynı zamanda da müsilajın oluşmasına katkı verebilecek türleri takip ederek artış, azalış ve müsilaja ve devamında besin zincirinde olan etkilerini ortaya koymak adına yapmış olduğumuz bir proje.” dedi.

“BÖLGENİN HABİTAT HARİTASI ORTAYA ÇIKARILACAK”

Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Okyar, ” Bu projede bakteriden bakteri, fitoplankton zoo, balık, yumurta ve larvaları bütün bu aşamayı çalışacağız. Fizikokimyasal parametreleri ölçeceğiz. Sıcaklıktı, tuzluluktu, oksijendi, nütrientler dediğimiz besin tuzları; azot, fosfor bütün bunlar değerlendirilecek. Aynı zamanda da koruma bölgesi olması sebebiyle balık türlerini de gözlemleyelim dedik. Koruma bölgesi olması sebebiyle herhangi bir balıkçılık ağını kullanamıyoruz. Bu aletleri kullanamadığımız için ekipteki arkadaşlarımız, hocalarımız tarafından dalış yapılacak ve bölgenin habitatı ortaya çıkarılacak. Bu habitat haritasında hem dip yapısı, dipte bulunan organizma çeşitlilikleri, aynı zamanda balıkların tür kompozisyonu ortaya çıkarılacak ve bunlar takip edilecek. Biz bu çalışmamıza ilk olarak Haziran ayında başladık. 1 yıl sürecek bir çalışma. Bu çalışma zarfında elde edeceğimiz sonuçların ileride yapılacak çalışmalara kaynak teşkil edici, ışık vereceği anlamında sonuçlar elde edeceğimizi düşünüyoruz” diye konuştu.

“MİKROPLASTİK KİRLİLİĞİNİ DE ÖLÇECEĞİZ” Prof. Dr. Okyar, “İlk örneklememizde Marmara Denizi için özel kabul edilen türlerden Pina büyük midye türü canlılar bunlar. Süzerek beslendiklerinden bir denizel ekosisteminin kendisini yenilemesinde önemli olan türler bunlar. Bunların varlığını tespit ettik. Çünkü bunların da kirlilikle sayılarında bir azalma olmuştu. Bunların da ada bölgesinde olduğunu görünce biz oldukça sevindik tabii ki. Mikroplastik örneklemeleri de yapıyoruz. Biliyorsunuz mikroplastik de günümüzün en önemli sorunlarından bir tanesi. İnsan vücudunda bile tespit edildi. Bunlar deniz organizmalarında besin zincirine de giriyorlar ne yazık ki, bu canlılar tarafından beslendiklerinden dolayı. Biz bunların da örneklemesini yapacağız. Yani bir çeşit kirliliği de mikroplastik kirliliğini de ölçeceğiz. Diğer besin tuzlarını incelediğimizden dolayı ortamdaki ekolojik değişimlerin nasıl yön değiştireceği yönünde çalışmalarımız olacak. Bakteriyel çeşitliliği incelediğimizden dolayı bu yöndeki kirliliği ortaya koymaya çalışacağız. Aslında asıl amacımız takip. Çünkü bir koruma bölgesi ilan ettiğiniz zaman o bölgeyi eğer takip etmezseniz, ekosistemdeki değişimleri göremeyeceğinizden dolayı yaptığınız işin doğruluğunu tam olarak ortaya koyamazsınız. Bir bölgenin koruma altına alındıktan sonra iyi yönde veya kötü yönde değişimi varsa bu değişimi tetikleyen faktörlerin ortaya çıkarılması bizim çalışmamızın ana amacı” dedi.

“MARMARA DENİZİ ÇOK ÖZEL BİR EKOSİSTEM”Okyar, “Marmara denizi çok özel bir ekosistem, pek çok sorunla mücadele ediyor ne yazık ki. Çevresinde oldukça büyük şehirlere sahip, popülasyon açısından büyük şehirlere sahip İstanbul, Bursa, İzmit gibi. Yoğun sanayi girdisi var. Yoğun tarımsal alan olması sebebiyle Marmara Bölgesi biliyorsunuz, tarımsal girdiler de var. Aynı zamanda Marmara Denizi’ni biz hep şey deriz. Karadeniz’den sonra Türkiye’nin balıkçılık açısından en önemli alanı, fakat son yapılan çalışmalar bu öneminin Marmara Denizi’nin yaşamış olduğu bu baskılardan dolayı yavaş yavaş kaybetmekte olduğunu görüyoruz. Bu da acı bir olay. Marmara Denizi’nin bu hale gelmesinde hiçbir mazeretimiz de yok. Çünkü iç denizimiz, her şeyinden her türlü olumsuz faktörlerden etkilenmesinde biz sorumluyuz. Çünkü iç deniz. Doğal olarak korunması yönünde alınacak kararların yerel yönetimler olsun, bakanlıklar olsun, alınması; bizlerin, biz üniversitelerin yapacağı çalışmalar yönünde ilerliyor. Umarım yapacağımız çalışmalar tüm bu alınacak karar için güzel sonuçlar verir”  ifadelerini kullandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx