İTO Başkanı Avdagiç’ten ‘vergi dilimi gözden geçirilsin’ çağrısı

İTO Başkanı Avdagiç, ekonomik gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Döviz kurunun piyasalardaki yansımaları ve iş dünyasına tesirine yönelik açıklama yapan Avdagiç, “Kurun düşük, yüksek ya da sabit olması bizim asıl önceliğimiz değil. Enflasyon ile kurun paralel ya da yakın seyretmesi önemli husustur.” dedi.

‘Kuru baskılarsanız ihracatı baskı altına alıyorsunuz’

“Ülkemizde enflasyonla kurun paralel ya da yakın seyri ne zaman bozulduysa Türk ekonomisi sert düzeltme hareketleri yaşamak durumunda kaldı. Ekonomimizin son birkaç yılında, bunu gördük.” ifadelerini kullanan Avdagiç şunları kaydetti:

“Kur aslında 2021 yılının ikinci yarısında yönetilir konumda iken 2022’nin ikinci yarısından itibaren enflasyon – kur artışındaki ilişki koptu. Kur yatay seyre döndü enflasyon yükselmeye devam etti. 2022’nin iki, üç ve dört çeyreği ile 2023’ün ilk çeyreğinde enflasyon hızlı yükselirken, kurun çok az yükselmesi ihracatı zorlaştıran, ithalatı kolaylaştıran bir yapı ortaya çıkarmıştı. ‘Kur istenen seviyede olmaz ise ihracatçı zorlanıyor’ diyoruz, aslında iki taraflı bakmak lazım. Türkiye’nin dış ticaret rakamları da bunu doğruluyor.

Siz ne zaman kuru baskılarsanız ihracatı baskı altına alıyorsunuz, ihracatta daralma yaşanıyor ama aynı zamanda hızlı şekilde ithalatta artış oluyor. Çünkü ithal ürünler cazip hale geliyor. Bu anlamda iki taraflı kayıp oluyor. Şu anda düzeltme hareketi dövizde hayata geçti. Bundan sonra en azından dövizin bu süreden sonra enflasyonla uyumlu süreç yürütmesi lazım, sene sonuna kadar ikinci altı ayda enflasyon artacaksa kurun da artması lazım, 1-2 puan farklılık olsa da mantıklı hareket etmesi önemli.”

‘Vergi dilimi’ çağrısı

2022 temmuzuna göre 2023 temmuzunda asgari ücretin 12 ayda yüzde 107 arttığını ve ilgili dönemde devletin açıkladığı TÜFE artışının da yüzde 40 olduğunu hatırlatan Avdagiç, “Yani bizim asgari ücret reel anlamda yüzde 67 arttı. Bütün düzenlemeleri makro etki analizi yaparak değerlendirmek gerek. Biz son yapılan asgari ücret rakamının netini makul karşılıyoruz. Ancak bu noktada da beklentimiz dahilinde üç önemli konu var.” dedi.

Avdagiç sözlerine şöyle devam etti: “Bizim hızla vergi gelirlerinin dilimlerinde düzeltme yapmamız gerek. Şu anda vergi gelirindeki artış hızı hem enflasyonun hem de asgari ücret artışının çok gerisinde kaldı.

2000 yılında gelir vergisinin ilk dilimi asgari ücretin 22 katı idi. Şimdi temmuz ayında bu, asgari ücretin 6.1 katına düştü. İnsanlar asgari ücreti aldığı zaman bunu sadece asgari ücret olarak görmemek lazım. Tüm ücretlilerin gelirleri ile işveren maliyetini görmek lazım.

1 Ocak’ta 60 bin lira brüt ücret alan bir çalışan, vergi dilimleri itibarıyla geldiği noktaya baktığımızda 1 Temmuz’da asgari ücret kadar, yüzde 35 zam alıyor. Fakat yılın ikinci yarısındaki net ücreti ancak yılın ilk yarısındaki ile eşit hale geliyor. Vergi dilimleri o kadar hızlı devreye giriyor ki, çalışanın ücreti brüt yüzde 35 artmasına rağmen neti sabit kalıyor. Dolayısıyla bizim burada vergi dilimlerindeki son 10-15 yıllık kayıpları telafi edecek şekilde, sadece asgari ücreti göz önüne alacak şekilde değil, özellikle bunun dışındaki dilimlerin revize edilmesi önem arz ediyor”

Bir diğer konunun SGK üst limiti olduğunu belirten Avdagiç, “SGK üst limiti asgari ücretin 5 katı idi sonrasında 6,5 katına çıktı ve devamında 7,5 kata ulaştı. SGK primi şu anda 100 bin lirayı geçti. Yaklaşık 100 bin lira maaş alan bir çalışan kendi maaşından yüzde 14, işveren indirim kapsamında ise yüzde 15,5 işveren payı, işsizlik sigortası ile toplam yüzde 32,5 eriyor, 100 bin lira alan çalışan 32 bin 500 lira SGK parası ödüyor bu abartılı bir rakam.” yorumunu yaptı.

Avdagiç, “SGK üst limitinin de gözden geçirilmesi lazım. Asgari ücrette belirlenen net rakam ile ilgili bir sıkıntımız yok. Şu andaki yaşam şartları içinde eleştirimiz bulunmuyor. Öte yandan gelir vergisi dilimlerinin gözden geçirilmesi ve kıdem tazminatı ile ilgili düzenlemelerin gözden geçirilmesi gibi üç konuya önem vermekteyiz” dedi.

AB’ye eleştiri

İTO Başkanı Avdagiç, vize ile ilgili süreçte son birkaç yıldır daha da sıkıntılı bir süreç olduğunu hatırlatarak Schengen vizesi ile ilgili sürecin 2016’dan bu yana kademeli olarak zor bir hal aldığını, bu sorunu hem iş dünyasının hem de Cumhurbaşkanının 30 Mayıs’taki TOBB genel kurulunda öncelikli konu olarak dile getirdiğini hatırlattı.

“AB ile vizelerin Gümrük Birliği anlaşması uyarınca kaldırılması gerekiyordu. Ancak bu gerçekleşmedi.” diyen Avdagiç şunlara vurgu yaptı:

“Vize olayı Türkiye üzerinde politik argüman olarak kullanılıyor. Birkaç sıkıntı var süreci zorlaştıran. Vizeye müracaat süresi ülkelere göre değişirken 6-9 hafta randevu almak için bekleniyor. Neredeyse bir klasör evrak paketi sunulmak durumunda kalınıyor. Bu evraklar aynı zamanda insan haklarına da aykırı.

Tüm mali durumu, menkul-gayrimenkul ve sosyal sigorta süreçleri gibi paylaşılmayan hususları istemenin etik olmadığını düşünüyoruz. Bir ton evrak isteniyor ve devamında 2-3 haftalık değerlendirme süreci de eklenince 9-12 haftayı buluyor.

Süre sonu anlamında verilen vize öncekilere nazaran kısaldı. 4-5 yıllık vize alanlar 3-6 aylık vize almaya başladılar. Vize iade oranı yüzde 20’lere ulaştı. Bazı başkonsoloslar ‘çok yoğun vize talebi var’ gibi aşırı teknik nedenler ileri sürerken şunu görüyoruz; İstanbul’daki A ülkesinin başkonsolosluğu T.C. vatandaşı gittiği zaman ayrı, Türkiye’de yaşayan bir Balkan ya da Doğu Avrupa ülkesine mensup kişinin pasaportuyla müracaat ettiğinde farklı sürede işlem yaptığını görmekteyiz. Aynı durum ABD ve Kanada vize sürecinde de yaşanıyor. Vizenizin süresini geçirdiyseniz, vizeniz bitmeden müracaat etmediyseniz sıfırdan değerlendirilerek 12-18 ay sonrasına randevu veriliyor.”

Avdagiç sözlerini şöyle tamamladı: “Burada anlamlı olmayan bir yaklaşım sergileniyor. Bu durum devletimizin de gündeminde. Türkiye vatandaşları vize paketi için yılda neredeyse 120-130 milyon avro para ödüyor. Tabiri caiz ise biz Türkiye’deki bütün başkonsoloslukların ve büyükelçiliklerin bütçesini vize paralarımızla finanse ediyoruz. İstanbul Ticaret Odası’nın da vize sürecini yürütmek için 7 ayrı ülke ile anlaşması var. 2022’den itibaren tek taraflı olarak karşı ülkelerin çekilmesinin de sistematik olduğunu düşünüyoruz.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx